169 kişi kendisini tutuyor, 10 arkadaşı var.
Seni ßuLdum Sandım...
Meğer Sen Çok UzakLarda..
ßaşka DiyarLarda..
ßaşkaLarın Diyarındaymışsın.
|
|
istanbul11512 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
bira3920 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Aşk3509 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
taksim3007 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
düşünce çöplüğü2959 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kahve2699 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Okan Bayülgen1814 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kadıköy1533 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
şiir1415 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
şarap1283 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
KAPTANIN SEYİR DEFTERİ – 2. GÜN
Güneş ufuktan gülümseyerek doğdu, tatlı sıcaklığını tüm canlılara sundu, Deniz tavuğu’nun güvertesi hafifçe esen rüzgarların durağı oldu. Şimdi de yıldızlar uykuya dalmıştı. Kaptan ve lavinia, güverteye çıkarak önlerinde bugün neyin olduğunu görmek için dürbünle ufka bakıyolardı. Rotaları berraktı. Anakara’da elde etmek için çabalayıp durdukları şey dürbünlerinin ucundaydı. Umutluydular. Sürprizler onları bekliyordu. Zahmete katlanmaları gerekecekti elbette. İstediklerini bir şey vermeden elde edemeyeceklerdi. Bu asla sorun olmayacaktı onlar için. Ellerinden gelenin en iyisini vermeye hazırdılar, bu onları hiç yormayacaktı. Sabırlıydılar, öyle bi anakara’dan yola çıkana kadar da yeterince sabretmişlerdi.
Kaptan ne hissediyordu o an? Kuşkusuz kendini, gemisine adım atmasından öncesine göre daha iyi hissediyordu. Onun da istediği belliydi, kendisine ait, güvendiği insanlarla seve seve paylaşabileceği yeni evini arıyordu. O da yol arkadaşı lavinia gibi pek çok şeyi anakara’da bırakmıştı. Ailesi, sevdikleri, eski aşkları... o hep aşkı bir bahçe olarak görmüştü ve o bahçeye layık bir bahçıvan olmaya gayret göstermişti. O bahçede en güzel çiçekleri görmeyi arzulamış, görsel zevkini duygusal açlığının tamamlayıcı kısmıyla bütünleştirmek istemişti. Ama o çok şanssızdı. Çünkü o bahçeye diktiği güzel çiçekler hep yabani otlar tarafından yok edilmişti. Hepsine o kadar güvenmişti. Ama onun rüyalarının kapıları tam açılıcakken suratına kapanmıştı her seferinde. Buna benzer havada kalan beklentiler onu denize itmişti. Denizin ucu ona mutluluk ve sürprizlerle dolu bir heyecan duygusu aşılıyordu. Bu fırsatı kaçırmamalıydı.
Kaptanın duyguları bu yöndeydi şu an. Yüreğine bi hançer saplanmıştı sanki. Bu sefer de hayal kırıklığı olmamalıydı. Kafasını çevirdi ve yanında rüzgara karşı dikilmiş yol arkadaşı lavinia’yı gördü, onun duruşunu, hatlarını inceledi, sanki duygularını okuyor, bi metinmiş gibi kafasında sıralıyordu. Onun da aynı duyguları yüreğinden geçirdiğini anlıyor, aşk denen o dünya bahçesinin eşsiz çiçeği olma arzusuna yılladır yüreğinde yer açmıştı. Asla çizgisini bozmamıştı. O da kaybeden taraf olmak istemiyordu. Sadece aşkta mı? “Ben varım” diyebilmek, istediklerine hakim olabilmek, sevilmek, sıcaklık da istiyordu bu ruh. Ama yaşadıkları sanki onu dimdik hale getirmişti. Yere sermek imkansızdı. Kendinden emindi. Ona da bu yakışıyordu doğrusu.
Kaptan kendisini şanslı görmeye başladı. Hem böyle bir gemi ve bu yolculuk şansı herkese nasip olmazdı, hem de böyle bir yol arkadaşı bulmak. Lavinia’nın da aynı şeyleri düşünüyor olmasını diledi. Onun mutluluğu da gerekliydi bu yolculuğu anlamlı kılmak için. Kaptan bunu çok istiyordu gerçekten de. Bunun için elinden geleni ardına bırakmayacaktı hiçbir zaman.
Arkalarında artık iyice ufalan anakara’yı görünce; dünya denen koskocaman bi yerin onlara ne kadar dar geldiğini, kaçacak yer bulmanın ne kadar zor olduğunu, sonsuz denizde yüzen bu sade, basit ve küçük geminin de onlar için ne kadar geniş olduğunu fark ettiler. Ama küçüklük dert değildi. Bu küçük yerde yeni hayatın büyük adımları atılıyordu.
Captain Jack
Rota-2-
KAPTANIN SEYİR DEFTERİ
YOLA ÇIKIŞ
Gemisi iskeleye yanaşık kaptan, geminin güvertesinin kenarında en güzel ve en önemli konuğu Lavinia’nın ona gelmesini bekledi. Lavinia güzel elbisesiyle iskeleye yaklaştı, kaptanın elinden tuttu ve onu kamarasına kadar karşılamasına müsaade etti.
Kaptan dümenine geçti ve dürbünüyle ufka baktı. Bomboş sakin denize baktı, ardından lapacıya halatları çözmesini emretti. Halatlarından boşanan gemi kendini denize bıraktı, yelkenler direklerinden indi ve rüzgarı kucakladı. Artık rüzgara emanet olan Deniz Tavuğu, kaptanı dümeni nereye çevirirse itiraz etmeden, rüzgarın şarkılarına eşlik ederek yolunu almaya başladı.
Yolculukları tatlı bir rüzgar esintisiyle, ufukta turuncuya boyanıp portakallaşan güneş cephelerinde, kaptan ve Lavinia yan yana, bir süre düşünce içerisinde konuşmadan durdular. Konuşmalarına da gerek yoktu. Niçin yola çıktıklarını biliyolardı. İkisi de aradıklarını dünyada bulamamışlar, güvenebilecekleri insanlar hiç varolmamış, hep bu yolculuğa çıkışı düşlemişlerdi. Tek özlem duydukları şey kaptanın bu limana gelmesi ve o limandan denize açılmalarıydı. Ne zaman geri döneceklerini bilmiyolardı, önemli değildi zaten. Çünkü onlar aradıkları şeyin, yabancılar tarafından rahatsız edilmeyecekleri, rüzgarın, güneşin, balıkların, denizin arkadaşlığına güvendikleri bu denizde olacağından emin, denize emanet ettiler kendilerini. Tek yol buydu onlar için. Artık burada onları ne kadar rahatsız ederlerse etsinler, korkmalarına gerek yoktu. Çünkü rüzgar ve deniz daima yanlarındaydı ve onları istedikleri zaman istedikleri kötülükten çıkarabilirdi.
İlk durakları neresi olacaktı? Kaptan bunu düşünmüştü. Ama bir fikri yoktu. Onlara huzurun ve mutluluğun yerini tarif edecek her yere gidebilirlerdi. Lavinia da umutla denize bakıyodu. Anakarada bıraktığı pek çok şey vardı. Artık onlar orada kalıcaklardı. Onların gemisi yoktu, deniz onları durdururdu. Deniz tavuğuna ve kaptanına güveniyodu. Onu arzu ettiği yere bigün ulaştıracaklardı. Sıkıntılardan korkmuyodu. Artık deniz onun kaderiydi ve onu en çok mutlu eden den belki de, korkmayarak yüzleşebileceği kaderine adım atmıştı. Bu mutlulukla gece yıldızlara bakarken, serinliğin tadını çıkarırken mutlu bir şekilde uykuya daldı…
Captain Jack
Rota-1-
ÖZNESİ AÇIK BİR YAZI
Doğadaki amansız rekabet, ta spermin yumurtayı döllemesinden başlar. O zaman aslanların geyikleri avlamasında da acımasız bir şey yok, insanların toplumsal yaşamda birbirleriyle mücadele etmesinde de…
**
Aslında insanların istedikleri ve yaptıkları şeyler arasında bir fark yoktur. Ama en önemli fark, bazılarının yaptıklarını meşru kılabilecek güce sahip olabilmesi, bazılarının da o güçten yoksun kalmasıdır. Kavga da bu yüzden çıkar.
**
Vicdanlı insanların mideleri, eşyanın tabiatı kendilerine aykırı geldiği için kasılır. “Ben böyle değildim”, “Ben nasıl değiştim?” diye söylenirler kendi kendilerine. Halbuki eşyanın tabiatına ayak uydurabilen insan doğada kendisine yer açabilen insandır. İnsan varlığını sürdürmeyi amaçlıyorsa, bunu yapması da zorunluluktur.
**
Güç yapılmak istenileni meşru kılabilmeye yarar. Meşru kılındıktan sonra yapılan o eylemi hiç kimsenin sorgulamaya hakkı yoktur. O eylem sadece yapanın sorumluluğundadır. Vicdan? Onur? Eşyanın tabiatında olmayan bir şey için endişeye etmeye gerek var mı?
**
Nietzsche der ki; “bir şeyin yanlış olma ihtimali varsa o şey yanlış olur”. Evet, insanoğlu kusursuz bir varlık olmadığı için, onun yarattığı dünya da kusursuz olamayacaktır.
Captain Jack
Vol-1-